Quantcast

TÜRKİYE’NİN HASSAS DURUMU

(Tam Metin Çeviri) (ilk-05 10 2012 )20 Eylül 2012

Bir zamanlar ekonomik başarıları ve dış politikadaki hedefleri ile övünen Türkiye, zor günler geçiriyor.

Türkiye’nin sorunları, Avrupa’nın ekonomik sıkıntılarının bir kopyası değil, izlediği son derece çığırtkan Ortadoğu politikasının ve kendi asırlık Kürt sorununu çözememesinin bir sonucu. Bu sorunların yönetimi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin siyasi sistemini, 2014’te yapılacak seçimlerde kendisinin üstlenmeyi umduğu daha güçlü bir cumhurbaşkanının hakim olduğu bir sisteme dönüştürme hırsı yüzünden karmaşık hale geliyor. Kendisi hala Türkiye’nin kilit şahsiyeti; ama sorunları, dolayısıyla da kendisine yöneltilen eleştiriler artıyor…

Sıfır Sorun Eridi

Türkiye, Suriye sorunu yüzünden gittikçe daha fazla yoruluyor, tükeniyor. Esad’ı devirme çabasına bu kadar fazla angaje olması hem halk tarafından onaylanmıyor, hem de son tahlilde başarısız. Türkler, ordu dahil, Arap ülkelerindeki askeri girişimlere katılmaya eskiden beri hevesliler. İnsani sorunlara yönelik başlangıçtaki hayranlık uyandıracak gayrete rağmen, Erdoğan, son bilgilere göre kabaca yüz bin hatta daha yüksek sayıya ulaşan beklenmedik mülteci akınıyla uğraşmakta zorlanıyor. Bu iş için, daha şimdiden bütçede yeri olmadığı halde 300 milyon dolar harcanmış durumda.Kamplardaki Suriyeli muhalifleri desteklemek üzere büyük ölçüde gizlice sağlanacak uluslararası desteği reddeden hükümet, yabancı katkı için ve mültecileri Hatay gibi hassas bölgelerden uzaklaştırmak için tırmalanıp duruyor.

Suriye, Türkiye’nin Ortadoğu politikasının odak noktası… Erdoğan, Esad’la önce, İsrail-Suriye barış anlaşmasında aracı olma noktasına kadar gelen uzun bir aşk macerası yaşadı. Ama Arap Baharı onun Suriye çabalarını tepe takla etti. Erdoğan başlangıçta Esad’ı siyasi reforma ikna etmek için çok uğraştı, başaramadı; şimdi ise amansız bir düşmana dönüştürerek devirmeyi öngörüyor.

Erdoğan Irak’ta da, Türkiye’nin Kürt Bölgesel Yönetimine karşı husumetini sona erdirerek on yıllık politikayı değiştirdi. Ticaret ve yatırımlar çok arttı. Bu iyi ilişkilerin kuzey Irak’taki PKK ana üssünü ortadan kaldıracağını veya küçülteceğini ileri sürdü. Ama böyle bir şey asla olmadı.

Arap Baharı başladığında, hızla bir ayar yaptı; demokrasi ve laiklik vaazları vererek, kendisi ve Türkiye için etkileyici bir ün ve hayranlık yaratarak bölgeyi turladı. Arap siyasi değişiminin başlangıcında bir tür rok yıldızı haline geldi.

(Ancak) Türkiye Ortadoğu’da hala etkili bir oyuncu olduğu halde, Erdoğan kendisini alkışlayan başyazılardan çok fazla etkilendi, hem kendi kişisel konumunu hem bölgedeki Türk nüfuzunun boyutunu çok abarttı. Üstelik kuvvet kullanmaktan kaçındığı da ortada iken…

Esad’a karşı tutumunu değiştirmesi, Türkiye’ye tehlikeli bir iç siyasi korner olarak geri döndü; ABD ise onun beklediği yardımı yapmadı. İslamcı siyasi çevrelerdekiler dahil, Erdoğan’ın Suriye’ye müdahale hevesini sorgulayan çok. Ne yaptığını, ne yapacağını bilmediğine olan inanç da gittikçe artıyor.

Mezhepçilik Erdoğan’ın başını döndürmeye devam ediyor. Hükümet şiddetle reddetse de Türkiye’nin Ortadoğu politikaları, bilerek veya bilmeyerek, Sünnilere daha mütemayil hale geldi. Türkiye’nin kendi Alevi nüfusu, özellikle Hatay sınır bölgesindekiler, Ankara’ya iyice soğumuş, gelen haberlere göre yabancı Sünniler’in kente üşüşmesine de iyice içerlemiş durumda. Çok daha önemlisi, Suriye’deki keskin değişimler ve Türkiye’nin Irak işlerine müdahalesi üzerine, nüfusu Şii ağırlıklı olan Irak ve İran ile ilişkileri de bozuldu.

Türkiye hala, Irak başbakanı Nuri el Maliki’nin can düşmanı, üzerine atılı suçlardan idama mahkum edilen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi’ye siyasi sığınma tanımaya devam ediyor. Ankara’nın aklına Haşimi’yi sınır dışı etmeyi asla aklına gelmiyor. Uzun süre sadece bir “rakip” olan İran’la ilişkiler Türkiye’nin casusluk, PKK’ya yardım suçlamaları; İran’ın, Suriye’deki Türk faaliyetlerinin “sonuçları” ile ilgili tehditleri nedeniyle “düşmanca” bir hale geldi.

Türkiye için bir “Kürt Baharı” mı?

Erdoğan için siyaseten daha zor olan ise, intikam şeklinde yeniden su yüzüne çıkan PKK. Nerdeyse aradan otuz yıl geçtikten –ve on yıl süren görece sessizlikten(?)- sonra ağır, genellikle gücünü kaybetmeyen çatışma ve hala büyük çaplı olan bu gerilla savaşı yüzünden ciddi kayıplar söz konusu. Başlangıçta Kürt siyasi ve sosyal şikayetlerine eğilme yönündeki çabalara ve partisinin Güneydoğudaki dikkate değer ağırlığına rağmen Erdoğan, sorunu çözmek için asla yeterince ileri adım atmış değil. Şimdi ise, çatışmanın şiddetlenmesi, Suriye’deki gelişmeler ve Erdoğan’ın kendi siyasi geleceği ile çok fazla meşgul olması yüzünden artık çok geç.

Erdoğan kendinden önceki Türk liderler gibi, ne zaman PKK şiddeti artarsa, küçük bir ilerleme sağladıktan sonra reformu durduruyor. Türkiye, bu karmaşık sorunu çözmek için yine başarısız askeri politikaya dönmüş durumda.

Türkiye Kürtleri, kendi temel çizgileri konusunda belirgin bir fikre sahip değil. Birçoğu da şiddet kullanılmasından nefret etmekle birlikte PKK’yı destekliyor. PKK’nın amaçları yıllar içinde değişti ve şu anda daha az belirgin. Kamuoyu yoklamaları, PKK’nın Türkiye Kürtleri arasındaki nüfuzunun azaldığını gösteriyor. PKK’nın, bölge karmaşa içindeyken çatışmayı şiddetlendirmek istediği, Suriye ve İran Kürtlerinin desteğini alabileceği, bağımsız bir Kürt devleti için mücadeleden ziyade kendi varlığını güçlendirmeyi amaçladığı izlenimi var. Kadim PKK Lideri Abdullah Öcalan bu düşünceyi terk etmiş, yerine bir tür federasyonu destekler görünüyor.

Geçmişteki gibi Suriye’de bir kere daha bir üs ve muhtemel İran desteğiyle, bugün artan terör ve milliyetçi ruh hali içinde olan Türk hükümeti yeniden müzakereye başlamayı önerse bile PKK’nın masaya oturması ihtimali son derece küçük.

Sözde otonom Suriye Kürtlerinin ortaya çıkmasıyla yeni bir dış baskı oluştu. Erbil ile Bağdat arasında devam edegelen ve muhtemelen Irak’tan ayrılma çabasını haber veren siyasi bir hesaplaşma var. Türkiye Kürtleri Suriye’deki olaylardan, bundan daha fazla da Irak’ın bölünmesinden etkilenecek. Irak’tan ayrılma kolay olmayacağı gibi muhtemelen kanlı olacak. Ne Türklerin ne Amerikalıların Kürtleri askerleriyle kurtarmaya geleceğine inanmak zor.Kürt sahnesi, Erdoğan’ı sanki sallanıyormuş, çöküyormuş gibi gösteriyor; PKK ile uğraşma çabaları çılgınca ve yetersiz görünüyor. Uzlaşmacı bir önlem olarak kabul edilmesi çok zor bir tutumla, birçok Kürt milletvekilini PKK destekçisi suçlamasıyla parlamento dışı bırakmaya odaklanmış görünüyor.

Erdoğan can yakıyor, zarar veriyor ve seleflerine çok benzer bir şekilde Türk milliyetçiliğine yöneliyor, ülkedeki milliyetçi partiden de bu konuda destek buluyor.

İç Politika

Erdoğan, bütün bu karışıklık ortasında, Türkiye’nin anayasasını başkanlık sistemi yönünde değiştirmeye de kararlı görünüyor. 1980 askeri darbesinin Türkiye’ye verdiği anayasanın yerini alacak yeni bir anayasa taslağı hazırlanıyor. Bu siyasi sorun, Erdoğan kendi başkanlık özlemlerine bu sorunlardan kaynaklanacak bir olumsuz yansımadan kaçınmaya çalışırken, Türkiye’yi zorluyor, iç ve dış politikasını etkiliyor. Birçok Türk, sonunda Erdoğan’ın bu çabadan vazgeçeceğini düşünüyor.

Artan siyasi gerilim esas olarak Erdoğan’a yöneliyor. Birçokları Erdoğan’ın sadece Suriye çabalarından değil aynı zamanda devam eden otoriterliğinden, eleştiriden nefret edişinden ve basına karşı feodal, ataerkil bir mantıkla verdiği savaştan gittikçe daha fazla hoşlanmaz hale geldi.

Ayrıca, okul sisteminde daha fazla çocuğu din okullarına yönlendirebilecek değişiklikler, Erdoğan’ın ahlak sorunlarına gittikçe artan kişisel müdahale si gibi, Türkiye’de giderek artan İslami uygulama belirtileri konusundaki endişe devam ediyor. Dikkatleri başka ciddi sorunlardan uzaklaştırmak için, zaman zaman sezaryen ameliyatlarını ve kürtajları yasaklama gibi ayrıntı iç sorunları kullanıyor.

Siyasi muhalefet hala zayıf-kansız; Erdoğan’ın karizmasıyla, siyasi cesaretiyle başa çıkacak bir karşı koyuş yok. Ama kendi destekçileri arasında bile endişe artıyor. Önde gelen AKP siyasetçileri AKP tüzüğüne göre, ancak üç dönem seçilebiliyor. Bu durum, Erdoğan tüzüğü değiştirmediği sürece birçok ümitsiz üst düzey insan ortaya çıkaracak. Yine de, Suriye ve Kürt sorunları (vaziyetleri M.A.) en kısa zamanda cehenneme gitmezse (M.A.), Erdoğan anayasayı istediği gibi değiştirmek için yeterli desteği sağlayabilir. Amma, yavaşlasa da göreceli olarak iyi dayanan ekonomi kötüye giderse, Erdoğan’ın hevesleri de tam anlamıyla zora girecek.

Peki ne olacak?

Türkiye hala Erdoğan’ın ülkesi… Erdoğan onu bir dev gibi zapt ediyor, ne hata yaparsa yapsın yüksek şahsi popülaritesini koruyor. Muhalefet partileri onu kana bulamayı (M.A.) göze alamıyor. Geçen yıl mide kanserine yakalanıp tedavi edildiğinde, Türk devlet teşkilatı birkaç hafta boyunca neredeyse durmuştu.

Gelecek, son derece (alışılmışın ötesinde M.A.) belirsiz. Suriye savaşı çok uzarsa siyaset daha kötüleşecek; savaş sonrası ise belki daha da karmaşık bir konu. Erdoğan’ın Ortadoğu’yu dönüştürme özlemleri azalıyor ama tamamen ortadan kalkmıyor. Din, onun bakış açısında olmazsa olmaz olarak kalmaya devam ediyor; Müslüman bir ülkede Olimpiyatları (Olimpos’u?) istiyor (Olimpos tanrısı olmak istiyor… A.T.) Ama Ortadoğu, görünür şekilde gittikçe büyüyen mezhepçiliğiyle daha büyük sorunlara gebe olabilir. Erdoğan Suriye savaşının etkilerine, Irak’ta, Türkiye’ninkiler dahil Kürtlerin tamamı üzerinden olası bir bölünmeye karşı hiddetle uğraşmak istiyor.

Öte yandan Erdoğan, Batı’yla ilişkilerde büyük bir deneyim edindi; şimdi, göreve geldiğinden çok daha iyi bilgiye dayalı bir perspektife sahip. NATO’yu desteklemeye devam ediyor, Batı’yla daha yakın ilişkiler kurmaya yöneldi. Obama’yla mükemmel bir kişisel ilişkiye sahip.

Ama, siyasi kazanç elde ettiği Amerikan karşıtlığı, Türkiye’de hala bir siyasi güç. Erdoğan kendisini adamış… Ama gerçeklikten kopmuyor. Ve Kürt sorunu, bütün göstergeleriyle, Erdoğan’ın Aşil topuğuna dönüşebilir.

Önümüzdeki on yıl için Türk siyasetinde bir alt üst oluş, bir ayaklanma hali görmüyoruz. Bugün sadece bir takım kurşunlar atılıyor.

Siyasi değişimin öngörülmesi zor. Hele Erdoğan’ın dominantlığına bakınca ona karşı çıkmak aptallık. Ama 2014’ten itibaren ülkede ve yakın çevrede karışıklıkların devam etmesi, yeni partilerin ortaya çıkmasına, hatta belki AKP’nin dağılmasına bile yol açabilir. Bu arada Türkiye de, önemli, dinamik ve son derece sürprizlerle dolu bir yer olmaya devam eder.

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.