Quantcast

TERÖRÜN KAYNAĞI VE TARİHİ GÖREV

Yazar Vatan Postası

HANGİ PKK..? ASIL MAŞA BARZANİ..!

TERÖRÜN KAYNAĞI: ULUSLARÜSTÜ FİNANS-KAPİTALİN EMPERYALİST GÜÇ MERKEZLERİ;

ABD, AB, İSRAİL VE YEREL UZANTILARIDIR…

Sadece ülkeler, halklar parçalanmıyor. Ordular, partiler, hükümetler, devletler ve hatta bireyler de uluslarüstü emperyalist merkezlerin güç ve etkinlik durumuna göre parçalanıyor. Bu parçalanma sadece dış dinamiklerin marifetiyle olmuyor, içerdeki sınıf, zümre ve kesimlerin durum ve çıkarlarına göre belirlenen eğilimleri de iç dinamikler olarak bu kör gidişte rollerini oynuyorlar.

Burada daha önce Kuvayi Milliye dergimizde, Vatan Postası sitemizde defalarca, bıkmadan anlatmaya çalıştığımız durum değerlendirmelerini, olay ve ilişkilerin neden ve sonuçlarını, çözüm yollarını yeniden hatırlatacak değiliz.

Türkiye’de halkçı ve demokratik bir cumhuriyet iktidarının artık bir tercih değil yaşamsal bir zorunluluk olduğu belli olmuştur. Burada böyle bir iktidarı hedefleyen ve yaşamsal bir ihtiyaç olan siyasi oluşumun Ortadoğu ve Doğuakdeniz politikalarını ve gerekçelerini sıralamaya çalışacağız.
Bugün tek bir PKK yoktur. Bunu çeşitli zamanlardaki açıklamalardan, yayınlardan görebiliriz. PKK içindeymiş gibi görünen bu parçalı yapının başlıca şu gruplardan oluştuğunu söylemek pek yanlış olmayacak diye düşünüyoruz;
1- Barzani kanalıyla ABD ve İsrail emperyalist güç merkezlerinin güdümündeki bir kısım eski PKK şeflerine bağlı gruplar,
2- Barzani – Talabani – (dolaylı) DTP kanallarıyla emperyalist Avrupa Birliği’nin kontrolünde hareket eden liderlere bağlı gruplar,
Bu iki grup ve onların türevleri, Abdullah Öcalan’ı pasifistlikle ve genelkurmayın adamı olmakla suçluyorlar. “Barzani de APO gibi bizim liderimizdir!” diyerek ne yapmak istiyorlar?
3- Yüzü Ankara’ya dönük, Türk – Kürt devrimci kardeşliğini ve birliğini utangaç da olsa hâlâ savunma eğiliminde olan, diğer iki gruba oranla belki daha güçsüz ama göreceli olarak daha tutarlı ve antiemperyalist duruşu korumaya çalışan liderlerin etrafındaki gruplar.
Irak’ın kuzeyindeki işbirlikçi yerel liderler, zaman zaman bu 3. gruptaki çaresiz gençleri iki ateş arasına iterek ya da Amerika’yı devreye sokup “işte tüm terörü yapanlar bunlar!” diyip bu 3. gruptaki bir iki “terörist başı!”nı “teslim ederek” bir taşla birkaç kuş vurmanın peşindeler.
Dünyanın en yoksul ve ezilmiş bir bölgesinde, hâlâ ayağına giyecek en sağlıksız bir lastik çarıktan, içecek sudan, yiyecek ekmekten, barınacak evden yoksun yaşama koşullarına mahkum edilmiş, her an etnik boğazlaşma tehdidiyle yaşamaya çalışan Irak’ın kuzeyindeki Kürt halkımız, tıpkı Arap ve İran halklarımız gibi doğal kardeşlerimizdir.
Aynen Anadolu coğrafyasında yaşananlar gibi, tüm Ortadoğu’da ve Irak’ın kuzeyinde yaşananlar da; emperyalist güç merkezlerinin ve onların yerel uzantısı konumunda olan kişi, sınıf, tabaka, resmi-askeri-sivil kuruluşlardan kaynaklanmaktadır. Bu işbirlikçi kesimlerden kurtulmadan, ne yoksulluktan ve ezilmişlikten ne de bölgemizde yaratılmaya çalışılan etnik-dinsel boğazlaşma ve terörden kurtulabiliriz.
Bugün Irak merkezi hükümeti, cumhurbaşkanlarının da açıkça söylediği gibi Irak’ın kuzeyine egemen değildir. Irak’ın kuzeyindeki duruma karşı gündeme gelen askeri müdahalenin hedefleri sadece maşaları temizlemek olamaz, olmamalı. Maşaları tutan eller ve merkezler hedef alınmadan başarılı olunamaz. Hatta emperyalist güç merkezlerinin taşeronu veya jandarması durumuna düşülebilir. ABD, AB ve İsrail gibi emperyalist güç merkezlerinin oyunlarıyla Irak, İran ve Suriye ile savaşa varabilecek provokasyonlara düşülebilir. Müdahale sadece askeri boyutta da kalmamalıdır.Askeri müdahale sosyal müdahale ile birlikte yürütülmeli, halk hareketiyle desteklenmeli ve halk hareketinden beslenmelidir.
Irak’ın kuzeyine Türkiye Cumhuriyeti tarafından müdahale edilmezse, yabancı gizli servisler ve yerli uzantıları tarafından içeride yükseltilmek istenen şovenist eğilimlerle bir iç savaş kışkırtılmaya çalışılabilir. Irak’ın kuzeyine müdahale, “stratejik ortak” ABD ile birlikte yapılmaya kalkılırsa, işgalci emperyalizmin taşeronu konumuna düşülecek ve Ortadoğu halklarına karşı emperyalist güç merkezlerinin jandarması, Amerika’nın fedaisi olunacaktır. 40 katır mı 40 satır mı?
* Terör belasından kurtulmanın ancak emperyalizmden ve yerli ortaklarından kurtulmakla olabileceğini deneme-yanılma “metodu” ile öğrenecek lüksümüz kalmadı. Eğer yanılırsak, öğrenmeye fırsatımızın olmayacağı açıkça belli olmuştur. Emperyalist güç merkezleri ve yerli uzantıları; “Kahrolsun PKK!” dedirterek kanlı ve kirli ellerini yıkamak istiyor.
Türkiye Cumhuriyeti tuzaklarla dolu bir sırat köprüsünden geçmek durumundadır. Olağanüstü bir süreç yaşanmaktadır. Genel olarak tüm halkımızın, özel olarak Kürt kökenli halkımızın son derece uyanık ve örgütlü olması, Türk-Kürt kardeşliğinin ve ortak duygu, düşünce ve davranış bütünlüğünün gerçekleştirilmesi gerekir. Emperyalist güç merkezlerinin Ortadoğu halklarına karşı yürüttükleri işgal ve yok etme operasyonlarında kullanılan Kürt liderler, bölgenin diğer halklarında, Kürt halkına karşı kin ve nefret duygularının son derece tehlikeli boyutlarda yükselmesine neden olmuştur. Kürt halkı içinde de bu işbirlikçi liderlere karşı tepkiler hiç de azımsanamayacak boyuttadır. Ancak bozulmuş ve bezirganlaşmış aşiret ilişkileri içindeki toplumsal doku bu demokratik tepkilerin etkilerini azaltmakta, “çatlak sesler” olarak kalan sorgulayıcı ve eleştirici eğilimler boğulmaktadır. Anadolu’da birlikte çözümden ve 1919’ların güncellenmesinden yana olan Kürt kökenli yurttaşlarımızın cesaretlendirilmesi, örgütlenmesi ve etkinleştirilmesi gerekmektedir.
* Irak’ın kuzeyine yapılacak askeri ve sosyal müdahale, burada yaratılacak böyle bir ruh haliyle desteklenmeli ve bu ruh halinden beslenmelidir. Bu ruh halinin yaratılmasında yararlı olacaksa, Ankara – Diyarbakır – Kuzey Irak eksenli, terörden ve emperyalist işgalden kurtulmak üzere başlatılacak bir BARIŞ VE DEMOKRASİ YÜRÜYÜŞÜ Abdullah Öcalan ile birlikte gerçekleştirilebilir. Zaman zaman İmralı’dan, içli-dışlı sansüre rağmen, cılız da olsa dile getirilen çıkışlardan da anlaşılabileceği gibi bunun altyapısı vardır. Amerikan işgal kuvvetlerinin Irak’tan çekilmesi ile birlikte oradaki Kürt halkı, yörenin diğer halklarıyla kardeşlik ilişkileri çok yıpratıldığı için, nasıl bir etnik boğazlaşma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu biliyor. Anadolu’dan gelecek böyle bir barış, demokrasi ve kardeşlik yürüyüşüne Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerin yanında Suriye ve İran Kürtlerinin de katılmaması için hiçbir maddi ve manevi neden yoktur. Tam tersine, böyle bir kardeşleşme, tüm Ortadoğu halkları için, özellikle Kürt halkları için varlık ve geleceklerinin teminatı olacaktır.
Irak’ın kuzeyine müdahale; o bölge halkının durum ve çıkarının düzeltilmesi için, yöre halklarını ve yerel dinamikleri kucaklayıp birlikte davranarak oradaki işbirlikçilerin yok edilmesine ve emperyalizmden bağımsız, Kürt-Türkmen-Arap kardeşliğinin kurulmasına ve Irak’ın emperyalizmden bağımsız toprak bütünlüğünün sağlanmasına katkıda bulunmalıdır. Burada oluşacak kardeş halkların demokratik girişimi, Irak’ın ulusal birliğini sağlamak ve bağımsızlığını kazanmak için davranabilir.
Irak’ın kuzeyinde halka dayalı yerel demokratik güçlerle birlikte oluşturulacak Ulusal Irak Demokratik Cumhuriyeti; İran, Türkiye, Suriye ve Kuzey Kıbrıs ile her türlü ekonomik, kültürel ve hatta askeri işbirliğine giderek Güney’den İsrail’den, Batı’dan AB’den ve her yerden ABD’den gelebilecek saldırı ve provokasyonları durdurabilir.
* Böylece dünya jeopolitik konumunu da değerlendirerek; Rusya, Çin, Kuzey Kore, Küba ve Venezüella ile emperyalist güç merkezlerine karşı bir denge kurulabilir.
Tabi tüm bunlar için, Türkiye’de, bunları yapabilecek ya da yaptır(t)abilecek siyasi iktidar perspektifine sahip programları yaşama geçirebilecek ya da geçirt(tir)ebilecek bir siyasi mekanizma, özellikle bugünlerde ekmek gibi, su gibi, hava gibi yaşamsal bir ihtiyaç…

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.