Quantcast

Göçmek özgür olmaktı!

Yazar Pervin Çoban*

Fotoğraflar ©İsmail Akçay

Fotoğraflar ©İsmail Akçay

Biz Yörükler; Orta Asya bozkırlarından sökün edip, Anadolu’nun koynuna sığınalı, resmi tarihe göre bin yıl, bazı araştırmacılara göre daha uzun zaman oluyor. Öz yurdumuz dediğimiz Anadolu’ya; yayladan – sahile, sahilden-yaylaya bulutlar gibi akan koyun, keçi sürülerimizle, öğrek öğrek atlarımızla, develerimiz sığırlarımızla, kah; kale kale, burç burç, kah sevgi sevgi, nakış nakış bilişip söyleşerek Türkiye yaptık. Bizden evvel bu topraklarda yaşayan, tüm adet örf geleneklerle kardeş, tüm inançlarla da, engin hoşgörülü inançlarımız sayesinde yurttaş olduk…

Zaten çoban ve göçebe kültürümüzü Anadolu’nun çoban ve göçebe kültürü içinde yoğururken, Anadolu’da yaygın yetişen kıl keçiler de zamanla sürülerimizin ve hayatlarımızın süsü oldular… Çok zaman kıl keçi koyunun yerini alıp, aştı… Koyun sürülerinin yanı sıra, Anadolu’nun iklim ve toprak yapısına en uygun hayvanlar olan kıl keçiler de artık Anadolu’da, gelip geçen tüm yönetimlerin ekonomilerinin temelinde yer aldı.

   Göç yollarımız üzerindeki her inancı geleneği töreyi… İyi güzel ne bildikse, aldık bir sonraki konalgada yaşayanlara anlattık, tanıttık. Ülkemiz dev bir gövdeydi. Biz onun damarlarında akan kan idik. Ülkemizin organları olan yerleşimler arasında kültür gelenek, gelişim, dönüşüm ne varsa bir sonraki yerleşime taşıdık. Her ağaçtan, taştan, kurttan kuştan öğrendik. Öğrendiklerimizi bölüştük…..

Çünkü göçmek kendimiz olmaktı. Göçmek özgür olmaktı.

Ormanların arasında, sel gibi akan bir başka ormandık. Biz çoktuk. Orman da çoktu. İnsanların, uygarlıkların arasında, töre ırmağıydık. Kaynaktan, denize varıncaya kadar, nasıl zenginleşerek akarsa ırmaklar. Nasıl dokunup geçtiği her milimetrenin, yüzünün aynasına düşen her güzelliğin, sesini, tadını kokusunu nasıl özümseyip akarsa sular öyle akıp geldik. Öyle akıp geldik tarih dediğimiz vadinin içinden salına salına…

Biz çoktuk, kültürümüz baskındı, insanlarımız boyun eğmeyi bilmezdi. Hırsızlık, rüşvet, irtikap, yalan, dolan azdı. Biz azaldıkça onlar çoğaldı. Bir tek ormanlar bizimle birlikte azaldı.

Tarihin bu akışı içinde, neredeyse tüm Yörük obaları yerleşik ya da, yarı yerleşik hayata geçti. Bir grup Sarıkeçili Yörüğü kaldı, son göçen Yörükler olarak.

Tarihin ve uygarlığın akışına karşı direnmeyi aklımıza bile getirmedik. Zaten böyle bir şey aptallık olurdu. O nedenle geleneğimizi bozmadan, uygarlığın tüm kazanımlarından yararlanarak, geleceğimizi planlayabilmek istiyoruz. Ama sürdürmeye çalıştığımız hayat ve hayatımızı sündürmemizin en birincil kaynağı kıl keçilerimiz üstündeki baskıların kaldırılmasını, gelecekle ilgili düşünebileceğimiz her şeyi bilinmezlikle karartan uygulamaların bitmesini istiyoruz.

Gezici hayvan tarımına karşı güçlenen, yerleşik hayvancılık ve toprak tarımı daha da azalttı bizi.

‘Bizler biz olmaktan yıldık,’ diyerek yerleşik tarımı seçmek isteyen, komşularımız akrabalarımız da var. Ezelden gelen göçme haklarının korunması, bir secenek olarak sunulduğunda; neredeyse assimile olmayı sindirmiş olan bu insanlarımızın haklarının kurtulması olacaktır.

Şu zamana baktığımızda, görüyoruz ki, köylerin kentlerin kenarında yerleşip, toprak tarımına tutunmaya çalışan insanlarımız, yanlış tarım ve hayvancılık politikalarıyla yok olmak üzereler. Yani yerleşikliğe geçtikten sonra, bizim yapabileceğimiz tarımın sonu karartılmakta… Bu bakışla, yerleşikliğimizin bir sonraki aşaması açlık, muhtaçlık olmaya mahkum. Yani bu dönüştürülmeye razı olanlar, açlığa da hazır olmak zorundalar.

Baskı ve telkinlerin etkisiyle, yerleşmek isteyenler olacaktır. Onlar için de, ailelerindeki gençlerin meslek, çocuklarının da eğitim-öğretim altyapıları hazırlanmadan, birer ikişer yerleşmeye zorlanmasını, avlanılmakla eş değer görüyoruz.

Aramızda göçmeye devam ederek, tarihten bugüne taşıdığı insan özgürlüğü tutkusunun, kendisi olarak yaşamını sürdürme hakkının, gelenek ve göreneklerinin bayrağını yayla-sahil taşımak isteyen akrabalarımızın, bu taleplerinin bir insani hak olarak, değerlendirilmesini istiyoruz. Kırıcı, dönüştürücü ve baskıcı uygulamalarla yok edilmemizin önüne geçilmesini istiyoruz.
[1]Fotoğraflar ©İsmail Akçay
Yörük Türkmen TV

[2]14 Eylül 2010 Salı ntvmsnbc haberinden bir bölüm

Yukarıdaki yazı Sarıkeçililer Resmi Facebook Sayfası
https://www.facebook.com/Sarikecililerresmisayfasi izni ile fobalico.com’da yayınlanmaktadır.

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.